Bu içeriğimizde çift dilli bebek yetiştirmenin veya çocuğunuza çift dilli (bilingual) eğitim vermenin potansiyel faydalarından bahsettik.
11. sınıf İngilizce kelimelerini örnek cümleler ile öğreniyoruz
- 11. sınıf İngilizce kelimeleri ve örnekler
- 11. sınıf İngilizce sınavlarında ve alıştırmalarda çıkan kelimeler
- 11. sınıf İngilizce kelime ezberlemenin kolay yolları
- Novakid’le tanışın!
- 11. sınıfta İngilizce dersleri, daha uzun metinler ve daha zorlayıcı kelimelerle öğrencileri farklı bir seviyeye taşır.
- Sınavlarda ve alıştırmalarda çıkan kelimeleri önceden tanımak, soruları anlamayı ciddi şekilde kolaylaştırır.
- Flash kartlar, post-it’ler ve kelimeyi cümle içinde kullanma gibi yöntemler; öğrenilen kelimelerin daha kalıcı olmasını sağlar.
- sınıfa gelindiğinde derslerin temposu ister istemez değişiyor ve bu durum İngilizce dersinde de hissediliyor. Metinler uzuyor, sorular daha çok düşünmeyi gerektiriyor ve kelimeler artık neredeyse tanımadığımız bir hale geliyor. Bu noktada birçok öğrenci, daha önce bildiğini sandığı kelimeleri bile soruların içinde tanımakta zorlanabiliyor.
Fakat endişeye yer yok! Bu yazımızda 11. sınıf İngilizcesinde bilinmesi gereken kelimeleri Türkçe karşılıkları ve örnek cümleler ile derledik. Gelin bu kelimeleri beraber inceleyelim ve 11. sınıf İngilizcesinin altından kolaylıkla kalkalım.
11. sınıf İngilizce kelimeleri ve örnekler
Aşağıda sizler için 11. sınıf İngilizce kelimeleri temalarına göre ayırdık. O halde vakit kaybetmeden başlayalım!
Culture, festivals & traditions
- Bagpipes (gayda)
Örnek: He played the bagpipes at the festival. (Festivalde gayda çaldı.)
- Blossom (çiçek açmak, gelişmek)
Örnek: Her confidence began to blossom. (Özgüveni gelişmeye başladı.)
- Cardamom (kakule)
Örnek: Cardamom is used in many desserts. (Kakule birçok tatlıda kullanılır.)
- Carnival (karnaval)
Örnek: The city hosts a carnival every year. (Şehir her yıl bir karnaval düzenler.)
- Celebratory (kutlamaya ait)
Örnek: They prepared a celebratory meal. (Kutlama için bir yemek hazırladılar.)
- Cocoa (kakao)
Örnek: Cocoa is used to make chocolate. (Kakao çikolata yapımında kullanılır.)
- Commemorate (anmak)
Örnek: They gathered to commemorate the event. (Olayı anmak için toplandılar.)
- Display (sergilemek)
Örnek: The museum displays ancient objects. (Müze antik objeleri sergiliyor.)
- Extravaganza (gösterişli etkinlik)
Örnek: The festival was a colorful extravaganza. (Festival renkli ve gösterişli bir etkinlikti.)
- Exuberant (coşkulu)
Örnek: The children were exuberant with joy. (Çocuklar sevinçten coşkuluydu.)
- Festivity (şenlik)
Örnek: The town was full of festivity. (Kasaba şenlik havasındaydı.)
- Gather (toplanmak)
Örnek: People gathered in the square to celebrate. (İnsanlar kutlama yapmak için meydanda toplandı.)
- Hospitality (misafirperverlik)
Örnek: Turkish hospitality is well known. (Türk misafirperverliği iyi bilinir.)
- Launch (başlatmak)
Örnek: The company will launch a new product next month. (Şirket gelecek ay yeni bir ürün başlatacak.)
- Multitude (çokluk)
Örnek: A multitude of students attended the event. (Etkinliğe çok sayıda öğrenci katıldı.)
- Porcelain (porselen)
Örnek: The cup is made of porcelain. (Fincan porselenden yapılmış.)
- Silk (ipek)
Örnek: She wore a silk scarf. (İpek bir eşarp taktı.)
- Take part in (katılmak)
Örnek: Many students took part in the competition. (Birçok öğrenci yarışmaya katıldı.)
- Teapot (çaydanlık)
Örnek: The teapot is on the stove. (Çaydanlık ocakta.)
- Traditionally (geleneksel olarak)
Örnek: Traditionally, families eat together on holidays. (Geleneksel olarak aileler bayramlarda birlikte yemek yer.)
- Unrivalled (eşsiz)
Örnek: She has unrivalled skills in music. (Müzikte eşsiz yeteneklere sahip.)
- Vendor (satıcı)
Örnek: Street vendors sell fresh food. (Sokak satıcıları taze yiyecek satar.)
Communication and emotions
- Adjustment (uyum, ayarlama)
Örnek: I just need to handle these adjustments and we are all set!. (Sadece şu ayarlamaları da halletmeliyim ve hazırız!)
- Assumption (varsayım)
Örnek: That assumption is not correct. (Bu varsayım doğru değil.)
- Block out (engellemek)
Örnek: He tried to block out the noise. (Gürültüyü engellemeye çalıştı.)
- Bubbly (neşeli, cıvıl cıvıl)
Örnek: She has a bubbly personality. (O cıvıl cıvıl bir kişiliğe sahip.)
- Capacity (kapasite)
Örnek: The hall is full to its capacity. (Salon kapasitesine kadar dolu.)
- Defensiveness (savunmacılık)
Örnek: He spoke with defensiveness. (Savunmacı bir şekilde konuştu.)
- Discipline (disiplin)
Örnek: Discipline is important for success at school. (Disiplin okulda başarı için önemlidir.)
- Distraction (dikkat dağıtıcı)
Örnek: Phones are a distraction in class. (Telefonlar sınıfta dikkat dağıtıcıdır.)
- Empathy (empati)
Örnek: Teachers should show empathy. (Öğretmenler empati göstermelidir.)
- Enhance (geliştirmek)
Örnek: Music can enhance learning. (Müzik öğrenmeyi geliştirebilir.)
- Flattering (övgü dolu)
Örnek: He made flattering comments. (Övgü dolu yorumlar yaptı.)
- Gratitude (minnettarlık)
Örnek: She expressed her gratitude to her teacher. (Öğretmenine minnettarlığını ifade etti.)
- Harshly (sertçe)
Örnek: The teacher spoke harshly. (Öğretmen sertçe konuştu.)
- Insult (hakaret etmek)
Örnek: He did not mean to insult her. (Ona hakaret etmeyi amaçlamadı.)
- Interlocutor (muhatap)
Örnek: He listened carefully to his interlocutor. (Muhatabını dikkatle dinledi.)
- Irritated (sinirli)
Örnek: She felt irritated by the noise. (Gürültü yüzünden sinirlendi.)
- Lonesome (yalnız)
Örnek: He felt lonesome after moving away. (Taşındıktan sonra kendini yalnız hissetti.)
- Meticulously (titizlikle)
Örnek: She prepared the report meticulously. (Raporu titizlikle hazırladı.)
- Non-verbal (sözsüz)
Örnek: Non-verbal communication is important. (Sözsüz iletişim önemlidir.)
- Nurture (beslemek, geliştirmek)
Örnek: Teachers nurture students’ talents. (Öğretmenler öğrencilerin yeteneklerini geliştirir.)
- Preoccupied (dalgın, meşgul)
Örnek: She looks preoccupied with her thoughts. (Düşünceleriyle meşgul görünüyor.)
- Unison (uyum içinde)
Örnek: The crowd shouted in unison. (Kalabalık uyum içinde bağırdı.)
- Weary (yorgun)
Örnek: She felt weary after work. (İşten sonra yorgun hissetti.)
History and ancient civilizations
- Aborigine (yerli halk)
Örnek: Aborigines have a rich culture. (Yerli halkın zengin bir kültürü vardır.)
- BCE (milattan önce, MÖ)
Örnek: This temple was built in 500 BCE. (Bu tapınak MÖ 500 yılında inşa edildi.)
- Claim (iddia etmek)
Örnek: He claims that he saw the accident. (Kazayı gördüğünü iddia ediyor.)
- Cultivate (geliştirmek)
Örnek: Schools cultivate good habits. (Okullar iyi alışkanlıklar geliştirir.)
- Cuneiform (çivi yazısı)
Örnek: Cuneiform was used in ancient times. (Çivi yazısı antik dönemlerde kullanıldı.)
- Empire (imparatorluk)
Örnek: The Roman Empire was powerful. (Roma İmparatorluğu güçlüydü.)
- Hieroglyphics (hiyeroglif)
Örnek: Hieroglyphics were used in Egypt. (Hiyeroglifler Mısır’da kullanıldı.)
- Inscribe (kazımak, yazmak)
Örnek: The name was inscribed on stone. (İsim taşa kazınmıştı.)
- Literacy (okuryazarlık)
Örnek: Literacy rates are rising. (Okuryazarlık oranları artıyor.)
- Nomad (göçebe)
Örnek: Being a nomad must be hard. (Göçebe olmak zor olmalı.)
- Originally (aslında)
Örnek: The house was originally small. (Ev aslında küçüktü.)
- Pictogram (piktogram)
Örnek: Early people used pictograms. (İlk insanlar piktogramlar kullanırdı.)
- Reed (kamış)
Örnek: In ancient Sumeria, people wrote on reed paper. (Eski Sümer’de insanlar kamış kâğıdına yazarlardı.)
- Replica (kopya)
Örnek: The museum has a replica of the statue. (Müzede heykelin bir kopyası var.)
- Scribe (kâtip)
Örnek: The scribe recorded the story. (Kâtip hikâyeyi kaydetti.)
Family and memories
- Autograph (imza)
Örnek: The actor gave an autograph. (Oyuncu bir imza verdi.)
- Baby shower (bebek partisi)
Örnek: They organized a baby shower for her. (Onun için bir bebek partisi düzenlediler.)
- Close-knit (sıkı fıkı)
Örnek: They are a close-knit family. (Onlar sıkı fıkı bir aile.)
- Crib (beşik)
Örnek: The baby is sleeping in the crib. (Bebek beşikte uyuyor.)
- Eldest (en büyük)
Örnek: He is the eldest child in the family. (Ailenin en büyük çocuğudur.)
- Expectant (hamile)
Örnek: She is an expectant mother. (O, hamile bir anne.)
- For good (temelli)
Örnek: He left the city for good. (Şehri temelli terk etti.)
- Milestone (dönüm noktası)
Örnek: Graduation is an important milestone. (Mezuniyet önemli bir dönüm noktasıdır.)
- Parenthood (ebeveynlik)
Örnek: Parenthood changes people’s lives. (Ebeveynlik insanların hayatını değiştirir.)
- Pram (bebek arabası)
Örnek: She pushed the pram slowly. (Bebek arabasını yavaşça itti.)
- Reminisce (anıları hatırlamak)
Örnek: They reminisced about old times. (Eski günleri hatırladılar.)
- Sibling (kardeş)
Örnek: She has two siblings. (İki kardeşi var.)
- Swap (takas etmek, değiştirmek)
Örnek: They swapped books in class. (Sınıfta kitap takas ettiler.)
- Touching (duygulandırıcı)
Örnek: It was a touching moment. (Duygulandırıcı bir andı.)
- Transition (geçiş)
Örnek: Teenage years are a transition period. (Ergenlik yılları bir geçiş dönemidir.)
Digital era and technology
- Agenda (gündem)
Örnek: Education is on the agenda. (Eğitim gündemde.)
- Bookmark (yer imi)
Örnek: I added the page to my bookmarks. (Sayfayı yer imlerine ekledim.)
- Browse (göz atmak)
Örnek: I browsed the internet. (İnternete göz attım.)
- Cell phone (cep telefonu)
Örnek: He forgot his cell phone. (Cep telefonunu unuttu.)
- Customise (kişiselleştirmek)
Örnek: You can customise your profile. (Profilini kişiselleştirebilirsin.)
- GPRS (mobil veri sistemi)
Örnek: GPRS allows mobile internet. (GPRS mobil internet sağlar.)
- Log on (sisteme girmek)
Örnek: Please log on to the website. (Lütfen web sitesine giriş yap.)
- Mechanism (mekanizma)
Örnek: This is a very complex mechanism. (Bu çok karmaşık bir mekanizma.)
- Modem (modem)
Örnek: The modem is not working. (Modem çalışmıyor.)
- Notify (bildirmek)
Örnek: Please notify me early. (Lütfen beni erken bilgilendir.)
- Paste (yapıştırmak)
Örnek: Paste the text here. (Metni buraya yapıştır.)
- Phonebook (telefon rehberi)
Örnek: Her number is in the phonebook. (Numarası telefon rehberinde.)
- Press (basmak)
Örnek: Press the button. (Düğmeye bas.)
- Reminder (hatırlatıcı)
Örnek: I set a reminder. (Bir hatırlatıcı kurdum.)
- Security (güvenlik)
Örnek: Security is very strict. (Güvenlik çok sıkı.)
- Teleputer (bilgisayar benzeri cihaz)
Örnek: The teleputer stores information. (Teleputer bilgi depolar.)
- Via (aracılığıyla)
Örnek: We sent the file via email. (Dosyayı e-posta aracılığıyla gönderdik.)
- Weblog (blog)
Örnek: She writes a weblog. (Bir blog yazıyor.)
Education and career
- Academic (akademik)
Örnek: He is very successful in his academic career. (Akademik kariyerinde çok başarılıdır.)
- Accountant (muhasebeci)
Örnek: My uncle works as an accountant. (Amcam muhasebeci olarak çalışıyor.)
- Annual (yıllık)
Örnek: They publish an annual report. (Yıllık bir rapor yayımlarlar.)
- Civil servant (memur)
Örnek: She works as a civil servant. (Memur olarak çalışıyor.)
- Doctorate (doktora)
Örnek: He completed his doctorate abroad. (Doktorasını yurt dışında tamamladı.)
- Financial (mali, finansal)
Örnek: He has financial problems. (Mali sorunları var.)
- Hire (kiralamak, işe almak)
Örnek: We hired a car for the trip. (Gezi için araba kiraladık.)
- Honorary PhD (fahri doktora)
Örnek: He received an honorary PhD. (Fahri doktora aldı.)
- In charge of (sorumlu)
Örnek: She is in charge of the project. (Projeden sorumlu.)
- Industrial design (endüstriyel tasarım)
Örnek: He studies industrial design. (Endüstriyel tasarım okuyor.)
- Make it (başarmak)
Örnek: She worked hard and made it. (Çok çalıştı ve başardı.)
- Reference (referans)
Örnek: She used a book as a reference. (Bir kitabı referans olarak kullandı.)
- Sales (satışlar)
Örnek: Sales increased this month. (Bu ay satışlar arttı.)
- Wordsmith (usta yazar)
Örnek: She is a talented wordsmith. (O, yetenekli bir yazardır.)
Nature and environment
- Blossom (çiçek açmak, gelişmek)
Örnek: Her confidence began to blossom. (Özgüveni gelişmeye başladı.)
- Breathing space (nefes alma alanı)
Örnek: He needs some breathing space. (Biraz nefes alma alanına ihtiyacı var.)
- Canopy (gölgelik)
Örnek: The park has a large canopy that protects people from the sun. (Parkta insanları güneşten koruyan büyük bir gölgelik var.)
- Continent (kıta)
Örnek: Asia is the largest continent. (Asya en büyük kıtadır.)
- Desert ( çöl)
Örnek: The Antarctic Polar Desert attracts tourists. (Antarktika Kutup Çölleri turistleri cezbediyor.)
- Hike (doğa yürüyüşü yapmak)
Örnek: We went on a hike. (Doğa yürüyüşüne çıktık.)
- Interior (iç mekân)
Örnek: The interior of the house is modern. (Evin iç mekânı modern.)
- Mountain range (dağ silsilesi)
Örnek: They crossed a mountain range. (Bir dağ silsilesini geçtiler.)
- Roundabout (dönel kavşak)
Örnek: Turn left at the roundabout. (Dönel kavşakta sola dön.)
- Stadium (stadyum)
Örnek: The match was played in a large stadium. (Maç büyük bir stadyumda oynandı.)
- Wind up (sona erdirmek)
Örnek: They decided to wind up the meeting. (Toplantıyı sona erdirmeye karar verdiler.)
Daily life
- Beverage (içecek)
Örnek: Tea is a popular beverage. (Çay popüler bir içecektir.)
- Catch up (arayı kapatmak, yetişmek)
Örnek: We need to catch up on lessons. (Derslerde arayı kapatmanız gerekiyor.)
- Circumstance (koşul, durum)
Örnek: Under these circumstances, we must wait. (Bu koşullar altında beklemeliyiz.)
- Decaffeinated (kafeinsiz)
Örnek: He prefers decaffeinated coffee at night. (Gece kafeinsiz kahve tercih eder.)
- Espresso (espresso)
Örnek: I usually drink espresso in the morning. (Sabahları genellikle espresso içerim.)
- Meet up (buluşmak)
Örnek: Let’s meet up after school. (Okuldan sonra buluşalım.)
- Plaza (meydan)
Örnek: People meet in the city plaza. (İnsanlar şehir meydanında buluşur.)
- Quarrel (tartışmak)
Örnek: They had a quarrel about money. (Para yüzünden tartıştılar.)
- Refill (yeniden doldurmak)
Örnek: Can you refill my cup? (Bardağımı yeniden doldurur musun?)
- Reschedule (yeniden planlamak)
Örnek: They had to reschedule the meeting. (Toplantıyı yeniden planlamak zorunda kaldılar.)
- Separate (ayırmak)
Örnek: Please separate the papers. (Lütfen kâğıtları ayırın.)
- Socialize (sosyalleşmek)
Örnek: Teenagers like to socialize with friends. (Gençler arkadaşlarıyla sosyalleşmeyi sever.)
- Window shopping (vitrin gezmek)
Örnek: They went window shopping. (Vitrin gezmeye gittiler.)
11. sınıf İngilizce sınavlarında ve alıştırmalarda çıkan kelimeler
Sınavlarda iyi puan alabilmek için önce soruyu doğru anlamalıyız değil mi? Aşağıda 11. sınıf öğrencilerinin sınavlarda ve alıştırmalarda sık sık karşılaştığı kelimeleri derlediğimiz bir tablo hazırladık. Bu kelimeler sayesinde artık İngilizce sınavlarında soruları daha iyi anlayabileceksiniz!
| İngilizce | Türkçe | Örnek cümle |
| achieve | başarmak | She achieved her goals with hard work. (Çok çalışarak hedeflerine ulaştı.) |
| assume | varsaymak | Do not assume the answer is correct. (Cevabın doğru olduğunu varsayma.) |
| benefit | fayda | Exercise has many benefits. (Egzersizin birçok faydası vardır.) |
| brief | kısa | Write a brief answer. (Kısa bir cevap yaz.) |
| cause | neden olmak | Smoking can cause health problems. (Sigara sağlık sorunlarına neden olabilir.) |
| contribution | katkı | She made a big contribution to the project. (Projeye büyük katkı sağladı.) |
| despite | -e rağmen | Despite the rain, they played outside. (Yağmura rağmen dışarıda oynadılar.) |
| effect | etki | Technology has a strong effect on education. (Teknolojinin eğitime güçlü bir etkisi vardır.) |
| focus on | odaklanmak (bir şey üzerine) | Focus on the main idea. (Ana fikre odaklan.) |
| however | ancak | It was difficult; however, we succeeded. (Zordu ancak başardık.) |
| impact | etki | Social media has a big impact on teens. (Sosyal medyanın gençler üzerinde büyük etkisi var.) |
| include | dahil etmek, içermek | The test includes five questions. (Sınav beş soru içeriyor.) |
| mainly | başlıca, çoğunlukla | The class is mainly 11th graders. (Sınıf çoğunlukla 11. sınıflardan oluşuyor.) |
| outcome | sonuç | The outcome of the exam was positive. (Sınavın sonucu olumluydu.) |
| solution | çözüm | We need a quick solution. (Hızlı bir çözüme ihtiyacımız var.) |
11. sınıf İngilizce kelime ezberlemenin kolay yolları
Aslında İngilizce kelime ezberlemek sanıldığı kadar zor değil. Çoğu zaman zor olan şey kelimelerin kendisi değil de onları öğrenmeye çalışırken kullandığımız yöntemler. Aynı kelimeyi deftere defalarca yazmak ya da listelere bakıp geçmek ne yazık ki uzun vadede yaramıyor. Doğru yolları kullandığımızda ise kelimelerin çok daha kolay akılda kaldığını fark ediyoruz. Peki İngilizce kelime ezberlemeyi nasıl kolaylaştırabiliriz?
Flash kartlar: Bir kağıdın, bir yüzüne İngilizce kelimeyi diğer yüzüne Türkçe anlamını ve kısa bir örnek cümle yazın ve işte! Flash kartınız hazır. Gün içinde kısa aralarla bu kartlarla alıştırma yapabilir ve İngilizce kelimeleri hem eğlenceli hem de kolay bir şekilde ezberleyebilirsiniz.
Post-it: Öğrenmekte zorlandığınız kelimeleri yapışkanlı kağıtlara yazıp masa, ayna ya da dolap gibi sık gördüğünüz yerlere yapıştırabilirsiniz. Kelimeyi gün içinde defalarca görmek, farkında olmadan öğrenmenizi sağlayabilir.
Hikaye oluşturma: Öğrendiğimiz kelimeleri bağlam içerisinde kullanmak, hafızamızı tetikleyerek o kelimeyi daha kolay hatırlamamızı sağlar. Yeni öğrenilen kelimeleri hikaye içerisinde kullanarak bir bağlam yaratabilir ve kolay yoldan İngilizce kelime ezberi yapabilirsiniz.
Novakid’le tanışın!
İngilizce kelime ezberlemek kulağa oldukça zor geliyor. Peki gerçekten bu kadar zor mu yoksa doğru yöntemlerle kolay hale getirilebilir mi? Cevap kesinlikle evet! Çocuklar için İngilizce kursu Novakid’de uzman eğitmenlerimizle hem grup dersleri ile hem de 1-1 dersler ile çocuklara İngilizceyi eğlenerek öğrenebilecekleri ortam sunuyoruz. İlk deneme dersinizi ücretsiz alın!
Questions and answers
11. sınıf yabancı dil bölümünde ağırlıklı olarak İngilizce dersleri bulunur. Bunun yanında ikinci yabancı dil, edebiyat, matematik ve ortak zorunlu dersler de programda yer alır. İngilizce dersleri genellikle dil bilgisi, okuma, yazma ve kelime bilgisini kapsar.
11. sınıf İngilizce seviyesi genellikle B1 ile B1+ aralığındadır. Öğrencilerden temel dil bilgisini kullanarak metinleri anlamaları ve fikirlerini yazılı olarak ifade etmeleri beklenir. Soru tipleri daha çok bağlam bilgisine ve kelime hâkimiyetine dayanır.
YDT İngilizce sınavında kelime bilgisi, dil bilgisi, okuduğunu anlama ve çeviri becerileri ölçülür. “Tenses, modals, passive voice, relative clauses” konuları sıkça sorulanlar arasındadır. Ayrıca paragraf tamamlama ve anlam bilgisi önemli bir yer tutar.
B1 seviyesinde “tenses, conditionals, modal verbs, passive voice, reported speech” gibi yapılar yer alır. Günlük hayat, eğitim, teknoloji ve sosyal konularla ilgili kelime bilgisi öne çıkar. Bu seviyede amaç, dili bağımsız ve anlamlı şekilde kullanabilmektir.
Akıcı İngilizce konuşmanın ne olduğunu, akıcı konuşabilmek için kaç kelime bilmeniz gerektiğini ve bu noktaya nasıl ulaşabileceğinizi birlikte öğrenelim!
Bu içeriğimizde 11 yaşındaki Netflix oyuncusu Kartal’ın annesi Hüma Bilcanlı’nın Novakid deneyiminden bahsettik.
Okulun bölümlerini, sınıf eşyalarını, malzemeleri, aktiviteleri ve diğer kelimeleri kapsayan sözcükleri örneklendirdik ve sizin için test hazırladık!
Bu içeriğimizde mobilya terimleri İngilizce nasıl söylenir, anlattık. Bolca örnek cümle, bir öğretici hikaye ve bir de bilgi testiyle öğrendiklerimizi pekiştirdik.
İngilizce en uzun kelimeleri keşfetmeye hazır mısınız? Hangi kelimeler rekor kırıyor, ne anlama geliyor ve nasıl telaffuz ediliyor? Gelin birlikte öğrenelim!
En temel seviyedeki İngilizce finans terimlerinin ne demek olduğunu, nasıl kullanıldığını bolca örnek cümle eşliğinde hep birlikte keşfedelim!











