Scrolltop arrow icon
Bu fırsat kaçmaz!
BLOGTR25 promosyon kodu ile %25 indirim + 1 aylık ücretsiz konuşma pratiği dersleri kazanın!
Kelimeler 15 dk.

12. sınıf İngilizcesinde bilinmesi gereken kelimeler ve anlamları

İçindekiler
  1. 12. sınıf İngilizce kelimeleri ve örnekler
  2. 12. sınıf İngilizce sınavına girmeden önce bilinmesi gereken kelimeler
  3. 12. sınıf İngilizce kelime ezberlemenin püf noktaları
  4. Novakid’le tanışın!
Önemli Noktalar
  • 12. sınıf düzeyinde İngilizce, sadece kelime bilmekten çok metni anlama ve yorumlama becerisi gerektirir.
  • Sınavlarda ve alıştırmalarda sıkça karşılaşılan kelimelere önceden aşina olmak, soru köklerini daha hızlı ve doğru anlamayı sağlar.
  • Öğrenilen kelimelerin hafızada kalıcı olabilmesi için tekrar, kelimeyi bağlam içerisinde öğrenme ve kelimeleri gruplayarak ezberlemeye çalışmak gerekir.
  1. sınıfa geldiğimizde çoğumuz aynı şeyi fark ederiz: İngilizce artık sadece kelime bilmekten ibaret değildir. Metinler uzamış, kelimeler daha soyut hâle gelmiş, sorular ise daha fazla yorum yapmamızı ister olmuştur. Bunun nedeni aslında çok basit. Bu yıl, İngilizceyi sınav dili olarak kullanmamız beklenir.

Bir diğer önemli nokta ise 12. sınıf İngilizcesinin akademik dile daha çok yaklaşmasıdır. Okuma parçalarında; çevre sorunları, teknoloji, bilim, toplum ve kişisel gelişim gibi konular yer alır. Bu da daha önce sık karşılaşmadığımız, soyut ve çok anlamlı kelimelerle tanışmamıza neden olur. Aslında zorlaşan şey İngilizce değil de  beklenti seviyesi diyebiliriz. 

İşte tam da bu yüzden 12. sınıfta İngilizce kelime bilgisi her zamankinden daha kritik bir hâle gelir. Aşağıda, 12. sınıf İngilizce için mutlaka bilmemiz gereken kelimeleri derledik. Hazırsanız başlayalım!

12. sınıf İngilizce kelimeleri ve örnekler

Aşağıda tema tema ayrılmış 12. sınıf İngilizce kelimelerini ve anlamlarını örnek cümeleler eşliğinde inceleyelim!

Law and justice

  • Adoption (evlat edinme, benimseme

Örnek: The court finalized the child’s adoption process. (Mahkeme çocuğun evlat edinme sürecini tamamladı.)

  • Bench (hakim kürsüsü, mahkeme heyeti

Örnek: The judge returned to the bench to deliver the verdict. (Hakim, kararı açıklamak için kürsüye döndü.)

  • Break into (zorla girmek

Örnek: Someone tried to break into our house last night. (Dün gece birisi evimize zorla girmeye çalıştı.)

  • Brief (kısa, özet

Örnek: The lawyer prepared a short brief for the judge. (Avukat, hakim için kısa bir özet hazırladı.)

  • Case (dava

Örnek: The lawyer spent months preparing for this murder case. (Avukat bu cinayet davası için hazırlık yaparak aylarını geçirdi.)

  • Civil (sivil, medeni

Örnek: This is a civil case. (Bu bir hukuk davası.)

  • Claim (iddia etmek, talep etmek

Örnek: He claims that he was at home during the robbery. (Soygun sırasında evde olduğunu iddia ediyor.)

  • Clog up (tıkamak, engellemek

Örnek: The court system was clogged up with too many cases. (Mahkeme sistemi çok fazla dava yüzünden tıkandı.)

  • Code of law (kanun, hukuk kuralları

Örnek: Every citizen must follow the code of law. (Her vatandaş kanunlara uymalı.)

  • Consultation (danışma, istişare

Örnek: The decision was made after consultation with legal experts. (Karar, hukuk uzmanlarına danışıldıktan sonra alındı.)

  • Contend (ileri sürmek, savunmak

Örnek: The prosecutor contended that the crime was planned. (Savcı, suçun planlı olduğunu ileri sürdü.)

  • Defence (savunma

Örnek: The defence argued that the evidence was gathered illegally. (Savunma, delillerin yasa dışı toplandığını iddia etti.)

  • Define (tanımlamak

Örnek: It is hard to define the boundaries of this law. (Bu yasanın sınırlarını tanımlamak zor.)

  • Enforce (uygulamak, yürürlüğe koymak

Örnek: The police are there to enforce the law. (Polisler yasaları uygulamak için oradadır.)

  • Fake (sahte

Örnek: He was arrested for using a fake passport. (Sahte pasaport kullanmaktan tutuklandı.)

  • Govern (yönetmek

Örnek: The country is governed by democratic principles. (Ülke demokratik ilkelerle yönetilir.)

  • Grievance (şikayet, yakınma

Örnek: Employees can file a grievance if they feel mistreated. (Çalışanlar kötü muamele gördüklerini hissederlerse şikayette bulunabilirler.)

  • Guilty (suçlu

Örnek: The jury decided that the defendant was guilty. (Jüri, davalının suçlu olduğuna karar verdi.)

  • Handcuffs (kelepçe

Örnek: The police put handcuffs on the suspect. (Polis şüpheliye kelepçe taktı.)

  • Impose (uygulamaya koymak

Örnek: The government decided to impose new taxes on luxury goods. (Hükümet lüks tüketim mallarına yeni vergiler koymaya karar verdi.)

  • In favour of (lehine, -den yana

Örnek: The judge ruled in favour of the plaintiff. (Hakim, davacı lehine karar verdi.)

  • Innocent (masum

Örnek: He spent ten years in prison for a crime he was innocent of. (Masum olduğu bir suç yüzünden on yıl hapis yattı.)

  • Intend (niyet etmek

Örnek: We do not intend to break any rules. (Hiçbir kuralı çiğneme niyetimiz yok.)

  • Invisible (görünmez

Örnek: Some cyber crimes are invisible to the naked eye. (Bazı siber suçlar çıplak gözle görülmez.)

  • Judiciary (yargı, adli sistem

Örnek: The judiciary must remain independent from political influence. (Yargı, siyasi etkiden bağımsız kalmalıdır.)

  • Jury (jüri

Örnek: The jury listened carefully to all the witnesses. (Jüri tüm tanıkları dikkatle dinledi.)

  • Legal (yasal, hukuki

Örnek: You should seek legal advice before signing the contract. (Sözleşmeyi imzalamadan önce hukuki danışmanlık almalısın.)

  • Litigation (dava

Örnek: The company is currently involved in a long litigation. (Şirket şu anda uzun süren bir davayla uğraşıyor.)

  • Note (not, not etmek

Örnek: Please note that the deadline for filing the case is Friday. (Lütfen dava açma süresinin cuma günü olduğunu not edin.)

  • Penalty (ceza, yaptırım)

Örnek: The maximum penalty for this crime is five years. (Bu suçun azami cezası beş yıldır.)

  • Persuasion (ikna

Örnek: The lawyer used his powers of persuasion to convince the jury. (Avukat, jüriyi ikna etmek için ikna kabiliyetini kullandı.)

  • Petty (küçük, önemsiz

Örnek: Petty crimes like shoplifting are common in big cities. (Dükkan hırsızlığı gibi küçük suçlar büyük şehirlerde yaygındır.)

  • Principle (ilke, prensip

Örnek: Equal rights for all is a basic principle of democracy. (Herkes için eşit haklar demokrasinin temel bir ilkesidir.)

  • Property (mülk, mal varlığı

Örnek: This building is private property. (Bu bina özel mülktür.)

  • Prosecute (Dava açmak / Yargılamak

Örnek: The state decided to prosecute the company for pollution. (Devlet, kirlilik nedeniyle şirkete dava açmaya karar verdi.)

  • Prove (Kanıtlamak

Örnek: They couldn’t prove that he stole the money. (Parayı onun çaldığını kanıtlayamadılar.)

  • Regardless (Bakmaksızın / Ne olursa olsun

Örnek: The law applies to everyone, regardless of their status. (Yasa, statülerine bakılmaksızın herkes için geçerlidir.)

  • Residential area (Yerleşim alanı / Konut bölgesi

Örnek: The speed limit is lower in this residential area. (Bu yerleşim alanında hız sınırı daha düşüktür.)

  • Row (Tartışma / Kavga / Sıra

Örnek: There was a loud row between the two lawyers. (İki avukat arasında gürültülü bir tartışma çıktı.)

  • Shrine (Tapınak / Kutsal yer

Örnek: People visited the shrine to pray for justice. (İnsanlar adalet için dua etmek üzere tapınağı ziyaret etti.)

  • Speed limit (Hız sınırı

Örnek: You should always stay within the speed limit. (Her zaman hız sınırları içinde kalmalısın.)

  • Sue (Dava etmek

Örnek: She decided to sue the hospital for negligence. (İhmal nedeniyle hastaneye dava açmaya karar verdi.)

  • Supporter (Destekçi

Örnek: Many supporters of the law gathered in front of the parliament. (Yasanın pek çok destekçisi parlamentonun önünde toplandı.)

  • Techno-criminal (Teknoloji suçlusu / Siber suçlu

Örnek: Techno-criminals use advanced software to steal bank data. (Siber suçlular banka verilerini çalmak için gelişmiş yazılımlar kullanır.)

  • Tolerant (Hoşgörülü

Örnek: A democratic society should be tolerant of different opinions. (Demokratik bir toplum farklı fikirlere karşı hoşgörülü olmalıdır.)

  • Ultimately (Sonuç olarak / En nihayetinde

Örnek: Ultimately, the jury found him not guilty. (Sonuç olarak, jüri onu suçsuz buldu.)

  • Violence (Şiddet

Örnek: The law aims to prevent violence in the streets. (Yasa, sokaklardaki şiddeti önlemeyi amaçlıyor.)

  • Welfare (Refah / Sosyal yardım

Örnek: The government is responsible for the public welfare. (Hükümet, kamu refahından sorumludur.)

  • Worthless (Değersiz

Örnek: The stolen documents turned out to be worthless. (Çalınan belgelerin değersiz olduğu ortaya çıktı.)

Migration

  • Afford (maddi gücü yetmek

Örnek: Many families cannot afford the high cost of living in the city. (Pek çok ailenin şehirdeki yüksek yaşam maliyetine gücü yetmiyor.)

  • Animated (canlı, hareketli

Örnek: The students had an animated discussion about global warming. (Öğrenciler küresel ısınma hakkında canlı bir tartışma yaptılar.)

  • Arduous (zorlu, çetin

Örnek: The migrants began an arduous journey across the mountains. (Göçmenler dağlar üzerinden zorlu bir yolculuğa başladı.)

  • Boom (patlama, hızlı artış

Örnek: There has been a sudden boom in the high-tech industry. (Yüksek teknoloji endüstrisinde ani bir patlama yaşandı.)

  • Decimate (Büyük bir kısmını yok etmek

Örnek: The famine decimated the local population in the 19th century. (Kıtlık, 19. yüzyılda yerel nüfusun büyük bir kısmını yok etti.)

  • Deteriorate (kötüleşmek) 

Örnek: The economic situation started to deteriorate after the war. (Savaştan sonra ekonomik durum kötüleşmeye başladı.)

  • Disgruntled (memnuniyetsiz

Örnek: Disgruntled employees complained about the long working hours. (Memnuniyetsiz çalışanlar uzun çalışma saatlerinden şikayet ettiler.)

  • Displace (yerinden etmek

Örnek: Thousands of people were displaced by the rising floodwaters. (Yükselen sel suları nedeniyle binlerce kişi yerinden edildi.)

  • Emigrate (ülkeden göç etmek

Örnek: My grandparents decided to emigrate to find better jobs. (Büyükannem ve büyükbabam daha iyi işler bulmak için göç etmeye karar verdiler.)

  • Engage in (bir işle uğraşmak

Örnek: The two countries decided to engage in diplomatic talks. (İki ülke diplomatik görüşmelere başlama kararı aldı.)

  • Famine (kıtlık

Örnek: International aid was sent to the region to fight the famine. (Kıtlıkla mücadele için bölgeye uluslararası yardım gönderildi.)

  • Foreign (yabancı

Örnek: Learning a foreign language opens up new opportunities. (Yabancı bir dil öğrenmek yeni fırsatlar sunar.)

  • Hard-pressed (zor durumda kalmış, baskı altında

Örnek: The government is hard-pressed to find a solution to the crisis. (Hükümet, krize bir çözüm bulmakta oldukça zorlanıyor.)

  • High-tech (yüksek teknoloji

Örnek: The new hospital is equipped with high-tech medical devices. (Yeni hastane yüksek teknolojili tıbbi cihazlarla donatılmıştır.)

  • Instead (yerine

Örnek: He stayed at home instead of going to the party. (Partiye gitmek yerine evde kaldı.)

  • Major (ana, büyük, önemli

Örnek: Unemployment is a major problem in many developing countries. (İşsizlik, pek çok gelişmekte olan ülkede büyük bir sorundur.)

  • Mass (kitle, kitlesel

Örnek: The war led to a mass migration of refugees. (Savaş, mültecilerin kitlesel göçüne yol açtı.)

  • Meticulous (çok dikkatli

Örnek: The architect was very meticulous about every detail of the building. (Mimar, binanın her detayı konusunda çok titizdi.)

  • Migrant (göçmen

Örnek: The city provides support services for every new migrant. (Şehir, her yeni göçmen için destek hizmetleri sağlıyor.)

  • Minor (küçük, önemsiz

Örnek: Don’t worry, it’s just a minor problem. (Endişelenme, bu sadece küçük bir sorun.)

  • Necessitate (gerektirmek

Örnek: The severe drought will necessitate a reduction in water usage. (Şiddetli kuraklık, su kullanımında bir azaltmayı gerektirecek.)

  • Nervously (gergin bir şekilde

Örnek: She waited nervously for her exam results. (Sınav sonuçlarını gergin bir şekilde bekledi.)

  • Obliterate (yok etmek

Örnek: The heavy bombing threatened to obliterate the entire city. (Ağır bombardıman tüm şehri yok etmekle tehdit etti.)

  • Periodic (aralıklı

Örnek: The machine requires periodic maintenance to work properly. (Makinenin düzgün çalışması için periyodik bakıma ihtiyacı var.)

  • Perturbed (tedirgin,endişeli

Örnek: He was greatly perturbed by the bad news. (Kötü haber yüzünden oldukça tedirgin oldu.)

  • Plenty of (bol miktarda

Örnek: There is plenty of evidence to support his theory. (Onun teorisini destekleyecek bol miktarda kanıt var.)

  • Rent (kira,kiralamak

Örnek: They pay a lot of money for rent every month. (Her ay kira için çok para ödüyorlar.)

  • Reside (ikamet etmek

Örnek: Most of the students reside in the campus dormitories. (Öğrencilerin çoğu kampüs yurtlarında ikamet ediyor.)

  • Resort (bir yola başvurmak

Örnek: They had to resort to violence to protect themselves. (Kendilerini korumak için şiddete başvurmak zorunda kaldılar.)

  • Rift (ayrılık, çatlak

Örnek: The debate created a deep rift within the political party. (Tartışma, siyasi parti içinde derin bir ayrılık yarattı.)

  • Seek (aramak, peşinde koşmak

Örnek: Many people seek asylum in Europe. (Pek çok insan Avrupa’da sığınma arıyor.)

  • Strenuous (yorucu, ağır

Örnek: Moving to a new country is a strenuous process. (Yeni bir ülkeye taşınmak yorucu bir süreçtir.)

  • Swallow (yutmak

Örnek: He found it difficult to swallow the pills. (Hapları yutmakta zorlandı.)

  • Take a breather (mola vermek, soluklanmak

Örnek: We have been working for hours; let’s take a breather. (Saatlerdir çalışıyoruz; hadi bir mola verelim.)

  • Unfortunately (maalesef, ne yazık ki

Örnek: Unfortunately, many people lost their jobs during the crisis. (Maalesef, kriz sırasında pek çok kişi işini kaybetti.)

Human rights and social responsibility

  • Abuse (istismar etmek, kötüye kullanmak

Örnek: We must take action to prevent the abuse of power. (Gücün kötüye kullanılmasını önlemek için harekete geçmeliyiz.)

  • Aftermath (bir olayın ardından

Örnek: The city faced many challenges in the aftermath of the earthquake. (Depremin ardından şehir birçok zorlukla karşılaştı.)

  • Aggressive (saldırgan

Örnek: The organization is against any form of aggressive behavior. (Kuruluş, her türlü saldırgan davranışa karşı.)

  • Alleviate (hafifletmek, yatıştırmak

Örnek: The new project aims to alleviate poverty in the region. (Yeni proje, bölgedeki yoksulluğu hafifletmeyi amaçlıyor.)

  • Anthropologist (antropolog

Örnek: The anthropologist studied the ancient traditions of the tribe. (Antropolog, kabilenin eski geleneklerini inceledi.)

  • Apparent (belirgin, aşikar

Örnek: It became apparent that the community needed more support. (Topluluğun daha fazla desteğe ihtiyacı olduğu aşikar hale geldi.)

  • Appeal (başvuru, çağrı

Örnek: The charity made an appeal for urgent food donations. (Hayır kurumu acil gıda bağışı için çağrıda bulundu.)

  • Attribute (atfetmek, özellik

Örnek: We attribute our success to the hard work of our volunteers. (Başarımızı gönüllülerimizin sıkı çalışmasına atfediyoruz.)

  • Avert (önlemek, savuşturmak

Örnek: Quick action was taken to avert a humanitarian disaster. (İnsani bir felaketi önlemek için hızlıca harekete geçildi.)

  • Campaign (kampanya

Örnek: They launched a campaign to raise awareness about climate change. (İklim değişikliği hakkında farkındalık yaratmak için bir kampanya başlattılar.)

  • Charitable (hayırsever

Örnek: The billionaire is known for his charitable donations. (milyarder, yaptığı hayırsever bağışlarıyla tanınır.)

  • Commitment (bağlılık, taahhüt

Örnek: Fighting discrimination requires a long-term commitment. (Ayrımcılıkla mücadele uzun vadeli bir bağlılık gerektirir.)

  • Compassion (merhamet, şefkat

Örnek: We should treat all living beings with compassion. (Tüm canlılara merhametle yaklaşmalıyız.)

  • Compassionately (merhametli bir şekilde

Örnek: The nurse treated the elderly patient compassionately. (Hemşire, yaşlı hastaya merhametli bir şekilde davrandı.)

  • Cry over spilt milk (olmuş bitmiş şeye üzülmek

Örnek: The mistake is made, so there is no use in crying over spilt milk. (Hata yapıldı, bu yüzden olmuş bitmiş bir şeye üzülmenin faydası yok.)

  • Deploy (konuşlandırmak, görevlendirmek

Örnek: The UN decided to deploy peacekeepers to the border. (BM, sınıra barış gücü askerleri konuşlandırmaya karar verdi.)

  • Dire (vahim, acil

Örnek: The refugees are in dire need of clean water and medicine. (Mültecilerin temiz su ve ilaca acil düzeyde ihtiyacı var.)

  • Discrimination (ayrımcılık

Örnek: Laws are being made to end discrimination in the workplace. (İş yerinde ayrımcılığı sona erdirmek için yasalar çıkarılıyor.)

  • Diversity (çeşitlilik

Örnek: Cultural diversity makes a society stronger. (Kültürel çeşitlilik bir toplumu daha güçlü kılar.)

  • Donate (bağış yapmak

Örnek: People often donate old clothes to those in need. (İnsanlar genellikle eski kıyafetlerini ihtiyacı olanlara bağışlar.)

  • Empathy (empati

Örnek: Empathy is essential for understanding others’ feelings. (Empati, başkalarının duygularını anlamak için gereklidir.)

  • Enfranchisement (oy hakkı tanıma, vatandaşlık verme

Örnek: The enfranchisement of women was a huge step for democracy. (Kadınlara oy hakkının tanınması demokrasi için büyük bir adımdı.)

  • Ethnicity (etnik köken

Örnek: The survey asked for information about the participants’ ethnicity. (Ankette katılımcıların etnik kökenleri hakkında bilgi istendi.)

  • Ethnographer (etnograf

Örnek: The ethnographer spent years living with the local community. (Etnograf, yerel toplulukla birlikte yaşayarak yıllarını geçirdi.)

  • Extensive (kapsamlı, geniş çaplı

Örnek: The government conducted an extensive study on social inequality. (hükümet, sosyal eşitsizlik üzerine kapsamlı bir çalışma yürüttü.)

  • Extravagant (müsrif, aşırı

Örnek: She leads an extravagant lifestyle that many cannot afford. (Pek çok kişinin gücünün yetmeyeceği müsrif bir yaşam tarzı sürüyor.)

  • Frail (zayıf, hassas

Örnek: The organization provides home care for frail elderly people. (Kuruluş, hassas durumdaki yaşlılar için evde bakım sağlıyor.)

  • Hardship (zorluk, güçlük

Örnek: Many families faced great economic hardship during the war. (Savaş sırasında pek çok aile büyük ekonomik zorluklarla karşılaştı.)

  • Humanitarian (insani, yardımsever

Örnek: Sending food to the starving population is a humanitarian duty. (Açlık çeken halka gıda göndermek insani bir görevdir.)

  • Impulse (dürtü

Örnek: He had a sudden impulse to help the homeless man. (Evsiz adama yardım etmek için ani bir dürtü hissetti.)

  • Incapable (yetersiz, beceriksiz

Örnek: Without funding, the charity is incapable of continuing its work. (Fon olmadan, hayır kurumu çalışmalarına devam etmekte yetersiz kalıyor.)

  • Inevitable (kaçınılmaz

Örnek: Changes in the social structure are inevitable. (Sosyal yapıdaki değişiklikler kaçınılmazdır.)

  • Legislation (yasama, mevzuat

Örnek: New legislation was introduced to protect human rights. (İnsan haklarını korumak için yeni mevzuat getirildi.)

  • Liberty (özgürlük

Örnek: Liberty is one of the most fundamental human rights. (Özgürlük, en temel insan haklarından biridir.)

  • Minority (azınlık

Örnek: The rights of minority groups must be protected by law. (Azınlıkların hakları yasalarla korunmalıdır.)

  • Over a barrel (eli kolu bağlı, çaresiz durumda

Örnek: The employee was over a barrel and had to sign the agreement. (Çalışan, çaresiz bir durumdaydı ve sözleşmeyi kabul etmek zorunda kaldı.)

  • Over the hill (yaşlanmış, iş bitmiş

Örnek: He thinks he is over the hill, but he is still a great worker. (Yaşlandığını düşünüyor ama hala harika bir çalışan.)

  • Over the top (aşırı, abartılı

Örnek: His reaction to the small mistakes was a bit over the top. (Küçük hatalara verdiği tepki biraz abartılıydı.)

  • Overview (genel bakış

Örnek: The report provides an overview of the current social issues. (Rapor, mevcut sosyal sorunlara genel bir bakış sunuyor.)

  • Suffrage (oy kullanma hakkı

Örnek: Universal suffrage is a key element of a fair election. (Evrensel oy hakkı, adil bir seçimin temel unsurudur.)

  • Tide over (zor bir süreci atlatmasına yardım etmek

Örnek: This small loan will tide me over until my next paycheck. (Bu küçük kredi, bir sonraki maaşıma kadar beni idare edecek.)

  • Tolerance (hoşgörülü, tolerans

Örnek: Tolerance toward different cultures is vital for world peace. (Farklı kültürlere hoşgörü, dünya barışı için hayati önem taşır.)

  • Underprivileged (yoksul, imkânı kısıtlı

Örnek: The program provides education for underprivileged children. (Program, imkânı kısıtlı çocuklar için eğitim sağlıyor.)

  • Universal (evrensel

Örnek: Human rights are universal and belong to everyone. (İnsan hakları evrenseldir ve herkese aittir.)

  • Value (değer

Örnek: Honesty is a value that we should all respect. (Dürüstlük, hepimizin saygı duyması gereken bir değerdir.)

  • Voluntary (gönüllü

Örnek: She does voluntary work at the local animal shelter. (Yerel hayvan barınağında gönüllü işler yapıyor.)

  • Vulnerable (savunmasız, kırılgan

Örnek: Children are the most vulnerable members of society. (Çocuklar, toplumun en savunmasız üyeleridir.)

Environment and climate change

  • Arid (kurak, çorak

Örnek: The Sahara is known for its arid climate and vast sand dunes. (Sahra, kurak iklimi ve geniş kum tepeleriyle bilinir.)

  • At the expense of (pahasına, zararına

Örnek: We should not achieve economic growth at the expense of the environment. (Çevrenin zararına bir ekonomik büyüme gerçekleştirmemeliyiz.)

  • Atmosphere (atmosfer

Örnek: Greenhouse gases are building up in the Earth’s atmosphere. (Sera gazları Dünya’nın atmosferinde birikiyor.)

  • Climate (iklim

Örnek: Scientists are studying how the global climate is changing. (Bilim insanları küresel iklimin nasıl değiştiğini inceliyor.)

  • Curtail (kısıtlamak, azaltmak

Örnek: We must curtail our use of fossil fuels to protect the planet. (Gezegeni korumak için fosil yakıt kullanımımızı kısıtlamalıyız.)

  • Desertification (çölleşme

Örnek: Overgrazing is one of the main causes of desertification. (Aşırı otlatma, çölleşmenin temel nedenlerinden biridir.)

  • Devastating (yıkıcı, tahrip edici

Örnek: The wildfire had a devastating effect on the local wildlife. (Orman yangınının yerel vahşi yaşam üzerinde yıkıcı bir etkisi oldu.)

  • Equator (ekvator

Örnek: The weather is generally hot and humid near the equator. (Ekvator yakınlarında hava genellikle sıcak ve nemlidir.)

  • Flooding (sel, su baskını

Örnek: Heavy rains caused severe flooding in the coastal areas. (Şiddetli yağışlar kıyı bölgelerinde ciddi sel baskınlarına neden oldu.)

  • Forecasting (tahmin etme

Örnek: Weather forecasting has become more accurate thanks to satellites. (Uydular sayesinde hava tahmini daha doğru hale geldi.)

  • Frigid (çok soğuk, buz gibi

Örnek: The explorers struggled to survive in the frigid temperatures of the Arctic. (Kaşifler, Kuzey Kutbu’nun dondurucu soğuğunda hayatta kalmak için mücadele etti.)

  • Graze (otlamak, hayvan otlatmak

Örnek: Cattle were left to graze in the green valley. (Sığırlar yeşil vadide otlamaya bırakıldı.)

  • Harsh (sert, acımasız, çetin

Örnek: Polar bears are well-adapted to the harsh conditions of the North Pole. (Kutup ayıları, Kuzey Kutbu’nun sert koşullarına iyi uyum sağlamışlardır.)

  • Humid (nemli

Örnek: Tropical rainforests are famous for their hot and humid air. (Tropikal yağmur ormanları sıcak ve nemli havasıyla ünlüdür.)

  • Hurdle (engel

Örnek: Lack of funding is the biggest hurdle for the new environmental project. (Finansman eksikliği, yeni çevre projesi için en büyük engel.)

  • Implemented (uygulanan , hayata geçirilen

Örnek: New laws were implemented to reduce industrial waste. (Endüstriyel atıkları azaltmak için yeni yasalar hayata geçirildi.)

  • Increasingly (giderek artan bir şekilde

Örnek: It is becoming increasingly difficult to find clean water in some regions. (Bazı bölgelerde temiz su bulmak giderek zorlaşıyor.)

  • Intrinsic (içsel, hakiki, öz

Örnek: Nature has an intrinsic value that goes beyond money. (Doğanın, paranın ötesinde öz bir değeri vardır.)

  • Kill off (kökünü kazımak

Örnek: Pollution can kill off entire species of fish in a river. (Kirlilik, bir nehredeki tüm balık türlerinin kökünü kazıyabilir.)

  • Logger (oduncu, ağaç kesici

Örnek: The logger works in the forest and cuts down trees. (Oduncu ormanda çalışır ve ağaç keser.)

  • Misbehave (kötü/farklı davranmak

Örnek: When nature begins to misbehave, we see more natural disasters. (Doğa farklı davranmaya başladığında daha fazla doğal afet görürüz.)

  • Over-cultivate (toprağı aşırı işlemek, aşırı üretim

Örnek: If farmers over-cultivate the land, the soil loses its nutrients. (Çiftçiler toprağı aşırı işlerse toprak besin değerini kaybeder.)

  • Paucity (azlık, kıtlık

Örnek: There is a paucity of information regarding the long-term effects of this chemical. (Bu kimyasalın uzun vadeli etkilerine dair bilgi kıtlığı var.)

  • Permanently (kalıcı olarak

Örnek: Some glaciers may disappear permanently. (Bazı buzullar kalıcı olarak yok olabilir.)

  • Planting (dikim, ekim

Örnek: The school started a tree-planting event to help the environment. (Okul, doğaya yardımcı olmak için ağaç dikme etkinliği başlattı.)

  • Precipitate (yağışa neden olmak, hızlandırmak

Örnek: Clouds must be cooled significantly to precipitate rain. (Yağmurun yağması için bulutların önemli ölçüde soğuması gerekir.)

  • Preservation (koruma, muhafaza

Örnek: The preservation of wildlife is vital for ecological balance. (Vahşi yaşamın muhafazası, ekolojik denge için hayati önem taşır.)

  • Prevail over (galip gelmek, üstün gelmek

Örnek: Hope must prevail over fear in our fight against climate change. (İklim değişikliğiyle mücadelemizde umut, korkuya galip gelmelidir.)

  • Prevailing (hakim olan, geçerli

Örnek: The prevailing winds in this region usually blow from the west. (Bu bölgede hakim rüzgarlar genellikle batıdan eser.)

  • Productive (verimli

Örnek: Volcanic soil is very productive for farming. (Volkanik toprak, tarım için çok verimlidir.)

  • Proportion (oran, miktar

Örnek: A large proportion of the Earth’s surface is covered by water. (Dünya yüzeyinin büyük bir oranı sularla kaplıdır.)

  • Reclaim (arazi vb. geri kazanmak

Örnek: The city plans to reclaim the old industrial site for a new park. (Şehir, eski sanayi bölgesini yeni bir park için geri kazanmayı planlıyor.)

  • Scarcity (kıtlık, yetersizlik

Örnek: Water scarcity is a major problem in many parts of Africa. (Su kıtlığı, Afrika’nın birçok yerinde büyük bir sorundur.)

  • Soil (toprak

Örnek: Healthy soil is necessary for growing healthy crops. (Sağlıklı mahsuller yetiştirmek için sağlıklı toprak gerekir.)

  • Spearhead (öncülük etmek

Örnek: She decided to spearhead a movement for clean energy. (Temiz enerji için bir harekete öncülük etmeye karar verdi.)

  • Treacherous (tehlikeli , güvenilmez

Örnek: The mountain road can be treacherous during the winter. (Dağ yolu kışın tehlikeli olabilir.)

  • Unproductive (verimsiz

Örnek: The land became unproductive after years of drought. (Yıllarca süren kuraklıktan sonra toprak verimsizleşti.)

  • Unwarranted (gereksiz, yersiz

Örnek: Some people believe that the fear of a new ice age is unwarranted. (Bazı insanlar yeni bir buzul çağı korkusunun yersiz olduğuna inanıyor.)

  • Vital (hayati

Örnek: Forests play a vital role in cleaning the air. (Ormanlar, havanın temizlenmesinde hayati bir rol oynar.)

  • Wash away (sürükleyip götürmek

Örnek: The flood waters washed away the small bridge. (Sel suları küçük köprüyü sürükleyip götürdü.)

  • Wildfire (orman yangını)

Örnek: The wildfire spread quickly due to the strong winds. (Orman yangını, şiddetli rüzgarlar nedeniyle hızla yayıldı.)

Waste management

  • Administration (yönetim, idare

Örnek: The school administration decided to start a recycling program. (Okul yönetimi bir geri dönüşüm programı başlatmaya karar verdi.)

  • Annoyance (rahatsızlık, sıkıntı

Örnek: The constant noise from the factory is a great annoyance to the neighbors. (Fabrikadan gelen sürekli gürültü komşular için büyük bir rahatsızlık kaynağı.)

  • Bureaucracy (bürokrasi

Örnek: You need to deal with a lot of bureaucracy to open a new business. (Yeni bir iş açmak için çok fazla bürokrasiyle uğraşmanız gerekir.)

  • Collection points (toplama noktaları

Örnek: There are several collection points for used batteries in the city center. (Şehir merkezinde kullanılmış piller için birkaç toplama noktası bulunuyor.)

  • Commercially (ticari olarak

Örnek: This product is not yet commercially available. (Bu ürün henüz ticari olarak mevcut değil.)

  • Component (bileşen, parça

Örnek: Nitrogen is a main component of the Earth’s atmosphere. (Azot, Dünya atmosferinin ana bileşenlerinden biridir.)

  • Compost (gübre

Örnek: You can turn your kitchen waste into compost for your garden. (Mutfak atıklarınızı bahçeniz için gübreye dönüştürebilirsiniz.)

  • Concur (aynı fikirde olmak, katılmak

Örnek: The board members concur that the waste management system needs an update. (Yönetim kurulu üyeleri, atık yönetim sisteminin güncellenmesi gerektiği konusunda hemfikir.)

  • Constant (sürekli, sabit

Örnek: The machinery requires a constant supply of electricity. (Makineler sürekli bir elektrik akışına ihtiyaç duyar.)

  • Constituent (bileşen, kurucu unsur

Örnek: We need to analyze the constituent parts of the material. (Malzemenin kurucu parçalarını analiz etmemiz gerekiyor.)

  • Crisis (kriz

Örnek: The world is facing a major plastic waste crisis. (Dünya büyük bir plastik atık kriziyle karşı karşıya.)

  • Criticism (eleştiri

Örnek: The government faced heavy criticism for the new tax law. (Hükümet yeni vergi yasası nedeniyle ağır eleştirilerle karşılaştı.)

  • Come up against (bir zorlukla vb. karşılaşmak

Örnek: We came up against some unexpected problems during the project. (Proje sırasında bazı beklenmedik sorunlarla karşılaştık.)

  • Cut down on (azaltmak, kısıntıya gitmek

Örnek: We should cut down on the amount of plastic we use every day. (Her gün kullandığımız plastik miktarını azaltmalıyız.)

  • Duration (süre, süreç

Örnek: The duration of the recycling process depends on the material. (Geri dönüşüm sürecinin süresi malzemeye bağlıdır.)

  • Get rid of (kurtulmak, başından savmak

Örnek: It is difficult to get rid of toxic waste safely. (Toksik atıklardan güvenli bir şekilde kurtulmak zordur.)

  • Heartening (yüreklendirici, umut verici

Örnek: It is heartening to see so many young people caring about the environment. (Bu kadar çok gencin çevreye önem verdiğini görmek umut verici.)

  • Household waste (evsel atık

Örnek: Most household waste can be recycled if separated properly. (Doğru şekilde ayrıştırılırsa çoğu evsel atık geri dönüştürülebilir.)

  • Incinerator (çöp fırını, atık yakma tesisi

Örnek: The waste is burned in a high-temperature incinerator. (Atıklar yüksek ısı bir yakma fırınında yakılır.)

  • Irritation (kızgınlık, tahriş

Örnek: The delay in the waste collection caused a lot of irritation among residents. (Çöp toplamadaki gecikme, sakinler arasında büyük kızgınlığa neden oldu.)

  • Keep up with (hızına yetişmek, ayak uydurmak

Örnek: It is hard to keep up with the latest technological trends. (Son teknolojik trendlere ayak uydurmak zordur.)

  • Machinery (makineler, mekanizma

Örnek: The recycling plant uses advanced machinery to sort waste. (Geri dönüşüm tesisi, atıkları ayırmak için gelişmiş makineler kullanıyor.)

  • Material (malzeme, madde

Örnek: Wood is a natural material used in building houses. (Odun, ev yapımında kullanılan doğal bir malzemedir.)

  • Offence (suç, ihlal

Örnek: Littering is a serious offence in this city. (Bu şehirde yerlere çöp atmak ciddi bir suçtur.)

  • Packaging (ambalajlama, paketleme

Örnek: Companies should use biodegradable packaging for their products. (Şirketler ürünleri için biyolojik olarak parçalanabilen ambalajlar kullanmalı.)

  • Paperwork (kağıt işi, evrak işleri

Örnek: I spent the whole morning doing paperwork. (Tüm sabahımı evrak işi yaparak geçirdim.)

  • Pass a law (yasa çıkarmak

Örnek: The parliament plans to pass a law against plastic bags. (Parlamento, plastik poşetlere karşı bir yasa çıkarmayı planlıyor.)

  • Prohibitively (engelleyici şekilde, aşırı derecede

Örnek: The cost of the new machinery was prohibitively expensive. (Yeni makinelerin maliyeti aşırı derecede pahalıydı.)

  • Quantity (miktar

Örnek: The police seized a large quantity of illegal products. (Polis büyük miktarda yasa dışı ürün ele geçirdi.)

  • Red tape (bürokrasi, resmi formalite

Örnek: We had to cut through a lot of red tape to get the building permit. (İnşaat izni almak için çok fazla resmi formaliteyi aşmak zorunda kaldık.)

  • Reprocess (yeniden işlemek

Örnek: The factory can reprocess old tires into floor coverings. (Fabrika, eski lastikleri yer kaplamalarına dönüştürmek için yeniden işleyebilir.)

  • Run out of (bitmek, tükenmek

Örnek: If we are not careful, we will run out of natural resources. (Dikkatli olmazsak doğal kaynaklarımız tükenecek.)

  • Put up with (katlanmak, tahammül etmek

Örnek: I can’t put up with this smell any longer. (Bu kokuya daha fazla katlanamayacağım.)

  • Trend (eğilim, akım

Örnek: There is a growing trend toward zero-waste living. (Sıfır atık hayat tarzına doğru büyüyen bir eğilim var.)

  • Upsurge (artış, kabarma

Örnek: There has been a sudden upsurge in the number of recycling apps. (Geri dönüşüm uygulamalarının sayısında ani bir artış oldu.)

  • Wood pulp (odun hamuru

Örnek: Paper is made from wood pulp harvested from trees. (Kağıt, ağaçlardan elde edilen odun hamurundan yapılır.)

Wildlife ecology

  • Acute (keskin, ciddi, şiddetli

Örnek: Many animals have an acute sense of smell. (Pek çok hayvan keskin bir koku alma duyusuna sahiptir.)

  • Avoid (kaçınmak, sakınmak

Örnek: Some animals are nocturnal to avoid the heat. (Bazı hayvanlar sıcaktan kaçınmak için gece ortaya çıkarlar.)

  • Aware (farkında, haberdar

Örnek: We should be more aware of the dangers facing endangered species. (Nesli tükenmekte olan türlerin karşı karşıya olduğu tehlikelerin daha fazla farkında olmalıyız.)

  • Bounty (ödül, bolluk

Örnek: The local government put a bounty for the capture of the dangerous predator. (Yerel hükümet, tehlikeli yırtıcının yakalanması için bir ödül koydu.)

  • Burgeoning (hızla gelişen, filizlenen

Örnek: The burgeoning population of the city is encroaching on the nearby forest. (Şehrin hızla artan nüfusu yakındaki ormana tecavüz ediyor.)

  • Carnivorous (etçil

Örnek: Lions and tigers are some of the most famous carnivorous animals. (Aslanlar ve kaplanlar en ünlü etçil hayvanlardan bazılarıdır.)

  • Consensus (fikir birliği, uzlaşma

Örnek: There is a consensus that global warming affects animal migration. (Küresel ısınmanın hayvan göçünü etkilediği konusunda bir fikir birliği var.)

  • Cultivate (yetiştirmek, toprağı işlemek

Örnek: Farmers cultivate various crops to provide food for the community. (Çiftçiler, topluma yiyecek sağlamak amacıyla çeşitli mahsuller yetiştirirler.)

  • Damp (nemli, rutubetli

Örnek: Frogs usually live in damp environments like lakes and rivers. (Kurbağalar genellikle göl ve nehir gibi nemli ortamlarda yaşarlar.)

  • Dearth (kıtlık, eksiklik

Örnek: The dearth of rain led to a serious water shortage in the region. (Yağmur kıtlığı, bölgede ciddi bir su sıkıntısına yol açtı.)

  • Encroach (sınırını aşmak

Örnek: Human buildings continue to encroach on natural habitats. (İnsan yapıları doğal yaşam alanlarının sınırlarını aşmaya devam ediyor.)

  • Enemy (düşman

Örnek: The cat is the natural enemy of the mouse. (Kedi, farenin doğal düşmanıdır.)

  • Expansive (geniş, yayılımcı

Örnek: The eagle soared over the expansive plains. (Kartal, geniş ovaların üzerinde süzüldü.)

  • Extinction (nesli tükenme

Örnek: Many species are facing the threat of extinction. (Pek çok tür, nesli tükenme tehdidiyle karşı karşıya.)

  • Fascinating (büyüleyici, çok ilgi çekici

Örnek: The behaviour of ants is truly fascinating. (Karıncaların davranışı gerçekten büyüleyici.)

  • Graduate (mezun olmak, derece derece ilerlemek

Örnek: The complexity of the ecosystem increases as you graduate from one level to another. (Bir seviyeden diğerine ilerledikçe ekosistemin karmaşıklığı artar.)

  • Grow (büyümek, yetişmek

Örnek: Some plants can grow even in poor soil. (Bazı bitkiler verimsiz toprakta bile yetişebilir.)

  • Hibernate (kış uykusuna yatmak

Örnek: Bears hibernate to save energy. (Ayılar enerji tasarrufu yapmak için kış uykusuna yatarlar.)

  • Housing (barınma, konut sağlama

Örnek: The government is planning new housing projects near the wetland. (Hükümet sulak alanın yakınında yeni konut projeleri planlıyor.)

  • Illegitimate (yasa dışı, gayrimeşru

Örnek: Illegitimate hunting is a major threat to wildlife. (Yasa dışı avlanma, vahşi yaşam için büyük bir tehdittir.)

  • Inject (enjekte etmek, şırınga etmek

Örnek: Some snakes inject venom into their prey through their fangs. (Bazı yılanlar dişleri aracılığıyla avlarına zehir enjekte ederler.)

  • Knock on (etkilemek

Örnek: The disappearance of one species has a knock-on effect on the whole food chain. (Bir türün yok olmasının tüm besin zinciri üzerinde zincirleme bir etkisi vardır.)

  • Nourishment (besin, beslenme

Örnek: Plants get their nourishment from the soil and sunlight. (Bitkiler besinlerini topraktan ve güneş ışığından alırlar.)

  • Permanent (kalıcı

Örnek: The damage to the coral reef might be permanent. (Mercan kayalığına verilen hasar kalıcı olabilir.)

  • Pose (oluşturmak , teşkil etmek

Örnek: Pollution poses a great danger to marine life. (Kirlilik, deniz yaşamı için büyük bir tehlike teşkil eder.)

  • Recompense (tazminat, karşılık ödemek, karşılamak

Örnek: The charge recompenses for the document costs. (Ücret, bürokratik masrafları karşılıyor.)

  • Refuge (sığınak, barınak

Örnek: Mountains provide a safe refuge for the deer. (Dağlar, geyikler için güvenli bir sığınak sağlar.)

  • Reservation (doğal koruma alanı

Örnek: The animals are protected within the reservation. (Hayvanlar, koruma alanlarında korunmaktadır.)

  • Reticent (sessiz, çekingen

Örnek: Most wild animals are reticent so they stay away from humans. (Çoğu vahşi hayvan çekingendir bu yüzden de insanlardan uzak dururlar.)

  • Reward (ödül

Örnek: Training a dog requires a system of rewards. (Bir köpeği eğitmek ödül sistemi gerektirir.)

  • Solitary (yalnız yaşayan

Örnek: Leopards are solitary animals. (Leoparlar yalnız yaşayan hayvanlardır.)

  • Stem (-den kaynaklanmak, sap

Örnek: Most environmental problems stem from human activity. (Çoğu çevre sorunu insan faaliyetlerinden kaynaklanır.)

  • Sting (sokmak

Örnek: Be careful not to get a bee sting. (Arı sokmasına karşı dikkatli ol.)

  • Threatened (tehdit altındaki

Örnek: The panda is one of the threatened species. (Pandalar, tehdit altındaki türlerden biridir.)

  • Timid (ürkek, çekingen

Örnek: Deer are very timid creatures and run away at the slightest sound. (Geyikler çok ürkek yaratıklardır ve en ufak bir seste kaçarlar.)

  • Trespass on (izinsiz girmek

Örnek: You should not trespass on private land. (Özel araziye izinsiz girmemelisin.)

  • Unsanctioned (onaylanmamış, kaçak

Örnek: Unsanctioned logging is destroying the rainforests. (Kaçak ağaç kesimi yağmur ormanlarını yok ediyor.)

  • Utilize (faydalanmak, kullanmak

Örnek: Animals utilize various techniques to survive in the wild. (Hayvanlar vahşi doğada hayatta kalmak için çeşitli teknikler kullanır.)

  • Vociferously (bağırarak, şiddetle

Örnek: The activists vociferously protested the destruction of the forest. (Aktivistler ormanın yok edilmesini şiddetle protesto ettiler.)

  • Wealth (zenginlik, servet

Örnek: The country has a great wealth of natural resources. (Ülke büyük bir doğal kaynak zenginliğine sahip.)

  • Wetland (sulak alan

Örnek: Wetlands are important ecosystems that filter water naturally. (Sulak alanlar, suyu doğal olarak filtreleyen önemli ekosistemlerdir.)

12. sınıf İngilizce sınavına girmeden önce bilinmesi gereken kelimeler

  1. sınıf İngilizce sınavlarında başarıyı belirleyen en önemli noktalardan biri, soru köklerini hızlı ve doğru anlayabilmektir. Özellikle YKS ve okul sınavlarında bizi strese sokan, kaygıya sebep olan şey soruyu doğru anlayıp anlamadığımızdır. 12. sınıf İngilizce sınavlarında ve soru köklerinde sıkça karşımıza çıkabilecek kelimeleri aşağıdaki listeden inceleyelim ve öğrenelim!
İngilizce Türkçe Örnek cümle
assume varsaymak The question assumes that all students have the same background.

(Soru, tüm öğrencilerin aynı altyapıya sahip olduğunu varsayıyor.)

indicate göstermek, belirtmek Which option best indicates the writer’s opinion?

(Hangi seçenek yazarın görüşünü en iyi şekilde göstermektedir?)

emphasize vurgulamak The text emphasizes the importance of education.

(Metin, eğitimin önemini vurgulamakta.)

contrary to aksine Contrary to popular belief, the solution is simple.

(Yaygın inanışın aksine, çözüm basit.)

outcome sonuç What was the final outcome of the experiment?

(Deneyin nihai sonucu neydi?)

primarily öncelikle The article is primarily about climate change.

(Makale öncelikle iklim değişikliği hakkında.)

support desteklemek Which sentence supports the main idea of the passage?

(Hangi cümle paragrafın ana fikrini desteklemektedir?)

reveal ortaya koymak, açığa çıkartmak The study reveals new information about the topic.

(Çalışma, konuyla ilgili yeni bilgiler ortaya koymaktadır.)

likely muhtemelen, büyük olasılıkla Technology will likely change education.

(Teknoloji büyük olasılıkla eğitimi değiştirecek.)

result in ile sonuçlanmak Poor planning can result in serious problems.

(Yetersiz planlama ciddi sorunlara yol açabilir.)

12. sınıf İngilizce kelime ezberlemenin püf noktaları

  1. sınıfta İngilizce kelimeler hem sayı hem de anlam açısından daha karmaşık hâle gelebilir. Bu yüzden pek çok öğrenci İngilizce kelime ezberlemeyi zor hatta zaman kaybı olarak görmeye başlıyor. Oysa doğru yöntemler kullanıldığında kelime öğrenmek ezberden çıkıp anlamaya ve hatırlamaya dayalı bir sürece dönüşüyor. Aşağıda, 12. sınıf öğrencilerinin İngilizce kelimeleri daha kolay ve kalıcı şekilde öğrenmesine yardımcı olacak üç etkili yöntemi sizler için derledik. O halde bu yöntemleri hiç vakit kaybetmeden öğrenelim!

Kelimeleri bağlam içinde öğrenme

Tek başına ezberlenen kelimeler genellikle kısa sürede unutulur. Bunun yerine kelimeleri bir cümle ya da kısa paragraf içinde görmek, anlamlarını daha net kavramamızı sağlar. Özellikle sınav sorularında kelimeler çoğu zaman bağlam içinde karşınıza çıktığı için bu yöntem oldukça etkili olabilir.

Kelimeleri gruplara ya da temalara ayırarak öğrenme

Kelimeleri tek tek değil; konularına, benzer anlamlarına ya da zıtlıklarına göre gruplayarak öğrenmek zihinsel bağlantılar kurmamıza yardımcı olur. Örneğin “reason – result – outcome” gibi kelimeleri birlikte çalıştığımızda kendilerine hafızamızda daha iyi yer bulurlar.

Tekrar ve alıştırmalar yapmak

Sadece okuyarak çalışmak yerine kelimeleri aktif olarak kullanmak öğrenmeyi kolaylaştırır. Öğrendiğimiz kelimelerle kısa cümleler kurmak, boşluk doldurma alıştırmaları yapmak ya da kendimize mini testler hazırlamak kelimelerin kalıcı olmasını sağlayabilir.

Novakid’le tanışın!

İngilizce kelime ezberi dendiğinde herkesin yüzünün ekşidiğini biliriz. Peki bu durum kelime ezberlemenin zor ve sıkıcı oluşundan mı kaynaklanıyor yoksa biz süreci eğlenceli hale getiremiyoruz? Çocuklar için İngilizce kursu Novakid’de uzman eğitmenlerimizle hem grup dersleri ile hem de 1-1 dersler ile çocuklara İngilizceyi eğlenerek öğrenebilecekleri ortam sunuyoruz. İlk deneme dersinizi ücretsiz alın!

Yorum bırak
X share icon

Questions and answers

  1. sınıf İngilizce dersi, MEB müfredatına göre genellikle 10 üniteden oluşur. Bu üniteler; öğrencilerin akademik okuma, kelime bilgisi ve sınav becerilerini geliştirmeye odaklanır.
  1. sınıf İngilizce seviyesi genel olarak B1 ile B1+ aralığındadır. Bu seviyede öğrencilerden metinleri anlayabilmeleri, görüş bildirebilmeleri ve temel akademik ifadeleri kullanabilmeleri beklenir.

Evet, 12. sınıfta İngilizce zorunlu dersler arasında yer alır. Hem okul sınavlarında hem de YKS’de etkili olduğu için düzenli olarak çalışılması oldukça önemlidir.

Çocuğunuzun ücretsiz deneme dersine katılacak öğretmeni seçelim!
  • Video Preview
  • Video Preview
  • Video Preview
Editörün seçimi
İlginizi çekebilir
Bir dil seçin
Down arrow icon
Argentina Brazil Chile Colombia Czech Republic Denmark Finland France Germany Global English Global العربية Greece Hungary Indonesia Israel Italy Japan Malaysia Netherlands Norway Poland Portugal Romania Russia Slovakia South Korea Spain Sweden Turkey
Çerezler deneyiminizi iyileştirir

Biz ve iş ortaklarımız, deneyiminizi iyileştirmek, içerikleri ve reklamları kişiselleştirmek ve trafiğimizi analiz etmek için çerezler ve benzer teknolojiler kullanıyoruz. ‘Tümünü kabul et’ seçeneğine tıklayarak, kişisel verilerinizin ve çerez bilgilerinizin reklam kişiselleştirmesi amacıyla, Google ile paylaşım da dahil olmak üzere kullanılmasına izin vermiş olursunuz. Daha fazla bilgi için Gizlilik Politikamızı ve Google’ın Gizlilik ve Şartlar sayfasını inceleyebilirsiniz.

Tercihlerinizi ‘Çerez ayarları’ seçeneğinden özelleştirebilirsiniz.

Çerezleri yönet

Çerezlerin ne olduğu ve onlarla nasıl çalıştığımız hakkında daha fazla bilgiyi Çerez politikamızda ve Gizlilik politikamızda bulabilirsiniz.

Sizin için bir şeyimiz var

Kendiniz İngilizce öğrenmek için mi buradasınız?

Umarız bu makaleyi faydalı bulursunuz.
Çocuğunuz var mı?

Bir çocuğun İngilizce öğrenmesini istediğiniz için mi buradasınız?

Kolay ve eğlenceli İngilizce dersler alsınlar ister misiniz?
Bizi ücretsiz deneyin!

Novakid App

Help your child learn to love English with our app! Novakid’s FREE app: 15 minutes a day, big results.

Daha çok bilgi alın

Lütfen bu makalenin neden ilginizi çektiğini seçin

Novakid App

Novakid’s free English app: Learn 50 words or more in a week! Turn your screen time into English learning time.

Daha çok bilgi alın

Kolay ve eğlenceli İngilizce dersler alsınlar ister misiniz?
Bizi ücretsiz deneyin!

Bu makaleyi değerlendirin

Yorum bırak

Ücretsiz deneme dersine kayıt yaptır – kredi kartı gerekmez

Teklifi Kaçırma
Novakid App

Build a strong foundation in English for your child’s future! Novakid’s FREE app: Download it for free.

Daha çok bilgi alın
Sizin için bir şeyimiz var

Kendiniz İngilizce öğrenmek için mi buradasınız?

Umarız bu makaleyi faydalı bulursunuz.
Çocuğunuz var mı?

Bir çocuğun İngilizce öğrenmesini istediğiniz için mi buradasınız?

Kolay ve eğlenceli İngilizce dersler alsınlar ister misiniz?
Bizi ücretsiz deneyin!

Novakid App

Help your child learn to love English with our app! Novakid’s FREE app: 15 minutes a day, big results.

Daha çok bilgi alın

Lütfen bu makalenin neden ilginizi çektiğini seçin

Novakid App

Novakid’s free English app: Learn 50 words or more in a week! Turn your screen time into English learning time.

Daha çok bilgi alın

Kolay ve eğlenceli İngilizce dersler alsınlar ister misiniz?
Bizi ücretsiz deneyin!

Bu makaleyi değerlendirin

Yorum bırak

Ücretsiz deneme dersine kayıt yaptır – kredi kartı gerekmez

Teklifi Kaçırma
Novakid App

Build a strong foundation in English for your child’s future! Novakid’s FREE app: Download it for free.

Daha çok bilgi alın
Hadi çocuğunuza özel bir İngilizce öğrenim planı oluşturalım!
Çocuğunuz en çok hangisinden zevk alıyor?
İngilizcenin çocuğunuza hangi konuda katkı sunmasını istiyorsunuz?
Biliyor muydunuz?
İngilizce dersleri sadece dil becerilerini geliştirmekle kalmaz; aynı zamanda çocukların bilişsel yeteneklerini kuvvetlendirir, akademik başarıyı destekler ve gelecekteki başarının temelini atar.
Çocuğunuza özel İngilizce planını alın
Hiç sorun değil!
Ne zaman isterseniz çocuğunuz için ücretsiz bir İngilizce dersi planlayabilirsiniz.
Ücretsiz deneme dersine kayıt yaptır